23 Mart 2010 Salı

TABİAT KANUNLARI?..


Bütün bu gerçekler karşısında, "tabiat kanunları" denilen şeyin ne olduğunu da yeniden düşünmek gerekiyor. Tümüyle görüntüler ve algılardan oluşan bir ortamda nasıl "kanun" oluşabilir? Sadece bir algı olan suyun "kaldırma kuvveti" nasıl olabilir? Ya da yine sadece bir hayal olan havanın sürtünme etkisine sahip olması nasıl açıklanabilir?
Kuşkusuz bunlar maddeci düşüncedeki sebep-sonuç illişkileri ile açıklanamaz. Nitekim Kuran ayetleri, tabiat kanunlarını alışılagelmiş maddeci düşünceden çok daha farklı açıklar:

Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş kuşları görmüyorlar mı? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz iman edenler için bunda deliller vardır. (Nahl Suresi, 79)


Sizin Rabbiniz, fazlından aramanız için denizde gemileri sizin için yürütür. (İsra Suresi, 66)


Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır..." (En'am Suresi, 95)


Gökten yere her işi O (Allah) evirip düzene koyar... (Secde Suresi, 5)


Bu ayetlerde anlatılan gerçek, ancak tüm evrenin bir algılar bütünü olduğunun anlaşılmasıyla kavranabilir. Çünkü tabiat kanunları dediğimiz şeyler, Allah'ın görüntüleri bir düzene göre yaratmasından başka birşey değildir. Örneğin Allah bir çiçek görüntüsü yaratmadan önce bir tohum görüntüsünü yaratır. Tohum görüntüsünü yaratmadan çiçek görüntüsünü yaratmaz. Yani sebepleri de bunların sonuçlarını da yaratan Allah'tır. Tabiat kanunları denilen şeyler ise bu düzenli yaratılmanın insanlar tarafından isimlendirilmesinden başka birşey değildir.

Bunun gibi, gemilerin sürekli yüzer şekilde yaratılmasını bizler suyun kaldırma kuvveti olarak yorumlarız. Aynı şekilde kuşların uçar şekilde yaratılmasını da havanın kaldırma kuvveti şeklinde yorumlarız. Gerçekteyse ayetlerde; "kuşları gökte Allah'tan başkası tutmuyor" veya "gemileri sizler için yüzdürür" gibi ifadelerle, doğada herhangi bir güç olmadığı, Allah'ın olayları bu şekilde düzenlediği anlatılmaktadır. Kaldırma kuvveti, yer çekimi kuvveti gibi doğada varolduğunu sandığımız kuvvetlerse, bu düzenli yaratılmayı bizim isimlendirmemizden başka birşey değildir.

Zaten eğer maddesel boyutta düşünülürse, tonlarca ağırlıktaki bir metal yığını olan geminin suyun üzerinde durması ya da bir et parçası olan bir kuşun havada kolaylıkla süzülmesi, normal karşılanabilecek olaylar değildir. Bunları sürekli gördüğümüz ve "suyun kaldırma kuvveti"ya da "aerodinamik" gibi kavramları duymaya alıştığımız için, bu tür olayları normal karşılarız. Ancak bu önyargıdan uzak olan, örneğin hayatında ilk kez bir gemi ya da kuş gören bir insan, sözkonusu cisimlerin nasıl olup da suda ya da havada kalabildiklerine şaşıracaktır.

Kuran ayetleri bu konuya işaret eden büyük sırlar verirler. Örneğin gölgenin olması için bir ışık kaynağı olması gerektiğini herkes bilir. Ama Kuran, gölge ve ışık ilişkisiyle ilgili hiç alışık olmadığımız bir mantık aktarmaktadır:

Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra biz güneşi ona(gölgeye) bir delil kılmışızdır. (Furkan Suresi, 45)

Dikkat edilirse ayet, gölgenin, güneşin bir etkisi olarak "kendiliğinden" oluştuğunu değil, özel olarak yaratıldığını bildiriyor.
Allah'ın güneş ve gölge örneğiyle anlattığı gerçek, doğada birbirini etkileyen, biri diğerinin sonucu olan hiçbir olayın olmadığıdır. Olayların meydana gelmesine neden olan, bunların sebepleri gibi görünen şeyler değildir. Herşey ruhumuzun seyrettiği, hissettiği görüntülerden ibarettir ve bir görüntünün diğer bir görüntüyü etkilemesi mümkün değildir. Hiçbir görüntü bir diğerinin sonucu ve sebebi olamaz. Güç sadece Allah'ındır ve her görüntü, her an Allah tarafından yaratılır. Allah sürekli yaratır, ve varlıklar ancak bu şekilde var olmayı sürdürürler. "Sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır" ayeti bu gerçeğin çok açık bir ifadesidir. (Saffat, 96)

"Dış dünya"yı algılamamızla, rüya arasında bir fark olmadığını hatırlayalım. O zaman gölge-güneş ilişkisi ile ilgili ayet daha iyi anlaşılır. Rüyamızda gördüğümüz bir gölge, rüyamızdaki güneş nedeniyle mi oluşmaktadır? Olmayan bir güneş, nasıl gölge oluşturabilir? Hatta rüyamızda güneşin parlaklığı gözümüzü kamaştırabilir. Ortada gerçek bir güneş, dolayısıyla da ışık olmadığına göre, bizim gözümüzdeki etki, özel olarak meydana getirilmektedir. Aynı mantık, rüyada yediğimiz ve gerçekte olmayan bir meyvenin tadının algılanması, ya da çarptığımız ve gerçekte olmayan sert bir cismin verdiği acı için de sözkonusudur.

Doğadaki olayları birbirinin sebepleri ve sonuçları olarak algılamamızın nedeni, Allah'ın sebepleri ve sonuçları ard arda yaratmasıdır. Yani bir filmin karelerden oluşması gibi, teker teker hayatımızın kareleri yaratılmaktadır. Örneğin, ilk karede ağaç, ikinci karede ise meyvesi yaratılır. Biz ise bu iki olayı ard arda gördüğümüz için meyvenin sebebini ağaca veririz. Oysa ağacı da meyveyi de yaratan Allah'tır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder