23 Mart 2010 Salı
SOL-ELLİ PROTEİNLER ÇIKMAZI
Evrimcilerin, canlıların oluşumunu tesadüflerle açıklama çabasını çıkmaza sokan faktörlerden biri de proteinlerin bir çeşidi olan "levo" (sol elli) proteinlerdir.
Önce levo protein kavramına açıklık getirelim.
Bütün aminoasitlerin ana gövdesini, bir karbon atomuna bağlı azot ve hidrojen atomlarından meydana gelen bir bölüm teşkil eder. Bu gövdenin yapısı bütün aminoasitlerde tıpatıp aynıdır. Ancak bu gövdeye eklemlenen ve "R grubu" adıyla anılan ek bir parça vardır ki, bu grup her aminoasitte farklıdır. Aminoasite kendine has özelliğini veren de bu R grubudur. R grubu atomları, yapı olarak ana gövdenin sağ veya sol tarafında bulunabilir. Bunlardan, R grubu sol tarafta bulunanlara L-levo (sol elli) aminoasitleri, sağ tarafta bulunanlara ise D-dextro (sağ elli) aminoasitleri adı verilir. Ve her iki çeşitin de oluşma şansı % 50'dir. Aynı molekülün sağ-elli ve sol-elli biçimlerine birbirlerinin "optik izomerleri" adı verilir. Optik izomerlerin arasındaki fark, bir cisim ile o cismin aynadaki görüntüsü arasındaki fark gibidir. Aynı atomlardan, aynı parçalardan, benzer bir düzende meydana gelmelerine rağmen bu moleküller, aynı sağ el ile sol el gibi, üç boyutta simetrik bir yapıya sahiptirler.
Cansız dünyada bu izomerlerden eşit miktarlarda (% 50-50 oranında) bulunur. Ve insan bedeninde kullanılan 20 temel aminoasitten her biri, doğada levo ya da dextro biçimlerinde bulunabilir.
Ancak yapılan incelemelerde şaşırtıcı bir gerçek ortaya çıkmıştır: En basit organizmadan en mükemmeline kadar bütün bitki ve hayvanlardaki proteinler, sadece levo aminoasitlerden meydana gelmektedir. Hatta bazı deneylerde bakterilere dextro aminoasitlerden verilmiş, ancak bakteriler bu aminoasitleri derhal parçalamışlar, bazı durumlarda ise bu parçalardan yeniden kendi kullanabilecekleri levo aminoasitleri inşa etmişlerdir.
Evrimciler, böyle özel ve bilinçli bir seçiciliği hiçbir şekilde açıklayamamaktadırlar. Canlılığın rastlantılarla oluşmuş olduğu kabul edildiğinde, böyle bir seçiciliğin nasıl varolduğu sorusu kesinlikle cevapsız kalmaktadır. Tabiatta her iki cins aminoasit de eşit miktarda bulunmakta ve her iki gruptan da aminoasitler, bir diğeriyle mükemmel bir şekilde birleşme yapabilmektedir. Öyleyse, bütün canlı organizmalardaki proteinlerin sadece levo aminoasitlerinden oluşması nasıl açıklanabilir?
Açıkça görüldüğü gibi, proteinlerin bu yeni özelliği, evrimcilerin "tesadüf" açmazını daha da içinden çıkılmaz hale getirir: "Anlamlı" bir proteinin meydana gelmesi için, az önce de anlattığımız gibi yalnızca bunu oluşturan aminoasitlerin belli bir sayıda, kusursuz bir dizilimde ve özel bir üç boyutlu tasarıma uygun olarak birleşmeleri artık yeterli olmayacaktır. Bütün bunların yanında, bu aminoasitlerin hepsinin sol elli (levo) olanlar arasından seçilmiş olması ve içlerinde bir tane bile sağ elli aminoasit bulunmaması da zorunludur. Çünkü aminoasit dizisine eklenen hatalı bir dextro aminoasitin yanlış olduğunu tesbit ederek onu zincirden çıkaracak herhangi bir doğal ayıklama mekanizması da mevcut değildir. Bu yüzden tek bir dextro-aminoasitin bile levo-aminoasitlerin arasına karışmamış olması gereklidir. Bu da tesadüf ve rastlantı kavramlarını bir kez daha devre dışı bırakan bir durumdur.
Bu durum evrimin gözü kapalı bir savunucusu olan Britannica Bilim Ansiklopedisi'nde şöyle ifade edilir:
... Yeryüzündeki tüm canlı organizmalardaki aminoasitlerin tümü, proteinler gibi karmaşık polimerlerin yapı blokları, aynı asimetri tipindedir. Adeta tamamen sol-ellidirler. Bu, bir bakıma, milyonlarca kez havaya atılan bir paranın hep tura gelmesine, hiç yazı gelmemesine benzer. Moleküllerin nasıl sol-elli ya da sağ-elli olduğu tamamen kavranılamaz. Bu seçim anlaşılmaz bir biçimde, yeryüzü üzerindeki yaşamın kaynağına bağlıdır.
Bir para milyonlarca kez havaya atıldığında hep tura geliyorsa, bunu tesadüfle açıklamak mı, yoksa, birinin bilinçli bir şekilde havaya atılan paraya müdahale ettiğini kabul etmek mi daha mantıklıdır? Cevap ortadadır. Ancak evrimciler, bu açık gerçeğe rağmen, sırf "bilinçli bir müdahale"nin varlığını kabul etmek istemedikleri için, tesadüfe sığınmaktadırlar.
Aminoasitlerdeki sol-ellilik olayına benzer bir durum, nükleotidler yani DNA ve RNA'nın yapıtaşları için de geçerlidir. Bunlar da, canlı organizmalarda bulunan bütün aminoasitlerin tersine, yalnızca sağ-elli olanlarından seçilmişlerdir. Bu da tesadüfle açıklanamayacak bir durumdur.
Sonuç olarak; yaşamın kaynağının tesadüflerle açıklanmasının mümkün olmadığı, baştan beridir incelediğimiz olasılıklarla kesin olarak ispatlanmaktadır: 400 aminoasitten oluşan ortalama büyüklükteki bir proteinin, sadece L-aminoasitlerden seçilme ihtimalini hesaplamaya kalksak 2400'de, yani 10120'de 1'lik bir ihtimal elde ederiz. Bir karşılaştırma yapmak için, evrendeki elektronların sayısının bu sayıdan çok daha küçük bir sayı, yaklaşık 1079 olarak hesaplandığını da belirtelim. Bu aminoasitlerin gereken dizilimi ve işlevsel biçimi oluşturma ihtimalleri ise, çok daha büyük rakamları doğurur. Bu ihtimalleri de ekler ve olayı birden fazla sayıda ve çeşitte proteinin oluşmasına uzatmaya kalkarsak, hesaplar tamamen içinden çıkılamaz hale gelir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder