Bu anlattıklarımızı daha kolay anlaşılır hale getirmek için bir örnek verelim. Doğduğu andan itibaren bir evde yaşayan, bu evin dışına hiç çıkmamış, hatta evin dışını hiç görmemiş bir insan düşünün. Evin hiçbir penceresi, açılabilir kapısı olmadığını varsayın. Bu insanın dış dünyayla olan tek bağlantısının da bir televizyon ekranı olduğunu düşünün. Diyelim ki bu ekranda her gün çeşitli kişilerin görüntüleri ve konuşmalar belirsin. Dünyanın farklı ülkelerinden farklı kişiler, bu ekran aracılığıyla bu insana mesajlar yollasınlar, ona kısa televizyon yayınları ile bağlansınlar.
Bu tip bir durumda olan insan, dış dünyayı sadece televizyon ekranında seyrettiği mesajlarla tanıyacaktır. Ekranda belirip kendisiyle konuşan insanları dostu olarak kabul edecektir. Örneğin kendisine sık sık dostça mesajlar yollayan yirmi kişi varsa, dünyada yirmi ayrı arkadaşı olduğunu düşünecektir. Bu arkadaşlarının kendi ülkeleri, evleri ve çevreleri hakkında verdiği bilgileri öğrenecek, belki bunların ekrandaki görüntülerini seyredecek ve bu sayede dış dünya hakkında bilgi edinecektir. Hatta belki de kendisini izleyen bir kamera aracılığıyla ekrandaki insanlarla karşılıklı konuşma imkanı elde edecek, dostlarıyla ekran aracılığıyla sohbet imkanı bulacaktır.
Sinir sistemimizin beynimize taşıdığı, soğukluk, basınç, acı, yumuşaklık, vb. gibi algıları meydana getiren elektrik uyarılarının kaynağı dogal olmayabilir. Bir bilgisayar sistemi ile oluşturulan aynı elektrik uyarıları, beyinde sanki doğal bir kaynaktan gelmiyormuşçasına inandırıcı uyarılar meydana getirecektir. |
Ancak bu insan büyük bir yanılgı içinde olabilir. Neden mi?... Çünkü televizyon ekranında izlediği insanların "aslını" hiçbir zaman görmemiştir. Kendisine sadece bir takım elektrik sinyalleri gelmekte ve bunlar da ekranda insan görüntüsü ve sesi olarak belirmektedir. Ama bu elektrik sinyallerinin kökeni, hiç ummadığı bambaşka bir kaynak da olabilir.
Örneğin bu insan, dünyada değil, Mars gezegeninde kurulmuş küçük bir uzay üssünde yaşıyor olabilir. Ekranda izlediği ülkeler, şehirler, evler, insanlar; bunların hepsi birer senaryo olabilir. Aksine, buz gibi bir gezegenin ortasındaki ölü bir vadide kurulmuş küçük bir üste, kendisinden başka bir kaç teknisyenle yaşıyor olabilir. Ekran aracılığıyla konuştuğunu sandığı dostları ise, yine tamamen hayali insanlar olabilirler. Belki de ekranın içinde küçük bir bilgisayar vardır ve bu bilgisayar önceden kaydedilmiş görüntüleri düzenli olarak bu şahsa gösteriyordur. Belki bu bilgisayara bağlı olan kamera, sözkonusu kişinin sözlerini anında analiz edip, ekranda gösterdiği görüntülere de bu sözlere uygun cevaplar verdiriyordur. Yuttuğu elma ya da portakal hapları da, aslında elmayla ya da portakalla hiçbir ilgisi olmayan koku ve tadlara sahip olabilirler.
Kısacası, sözkonusu kişi, tamamen yapay ve hayali bir dünyada yaşıyor olabilir. Çünkü kendisine ulaşan bilgiler, sadece birer elektrik sinyalidir. Monitörde gördüğü insanların aslını, ya da kendisine tarif edilen dünyanın aslını hiçbir zaman göremez. Haplarını yuttuğu meyvaların aslını hiçbir zaman tadamaz. Dış dünya sandığı şey, bir bilgisayara önceden kaydedilmiş olan, kendisinin tepkilerine göre yeniden çizilen ve kendisine düzenli olarak yollanan elektrik sinyallerinden başka bir şey değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder