23 Mart 2010 Salı

EVRİMCİLERDEN İTİRAFLAR


Evrimin aslında "ispatlanmış bir gerçek" değil, ispatlanmaya çalışılan bir inanç olduğunun en büyük delili, önde gelen evrimci bilim adamlarının yaptıkları itiraflardır. Hücre içindeki benzersiz enzim sistemleri, protein ve DNA'nın üstün yapısı, bu itirafların odaklandığı noktalardan birkaçıdır.

Evrim alanındaki en geçerli kaynaklardan biri olarak kabul edilen Am Anfang War der Wasserstoff (Başlangıçta Hidrojen Vardı) adlı —ve Türkçe'ye Dinozorların Sessiz Gecesi adıyla çevrilen— kitabın yazarı Hoimar von Dithfurt, bu itirafçılardan biridir. Dithfurt, solunum sistemini oluşturan enzimlerin varlığını açıklamada evrimin nasıl çaresiz kaldığını itiraf eder. Ancak bununla birlikte evrimci bir bilim adamının salt "evrime inandığı için" böyle bir problemi göz ardı etmek zorunda olduğunu da belirtir:

Salt rastlantı sonucu ortaya çıkmış böyle bir uyum, gerçekten de mümkün müdür? Bu, bütün biyolojik evrimin en temel sorusudur. Bu soruya verilen yanıtlara göre düşünürler de öbeklere ayrılırlar. Bu soruya "evet mümkündür" yanıtı vermek, modern doğa bilimine olan inancı doğrulamak gibi bir şeydir. Biraz kötü bir niyetle ifade etmek istersek şöyle de diyebiliriz: Modern doğa biliminden yana olan bir kimse, bu soruya "evet" yanıtını verme ötesinde bir seçeneğe sahip değildir. Çünkü doğa olaylarını anlaşılır yollardan açıklamayı kendisine hedef kılmış, bunları, doğaüstü müdahalenin yardımına başvurmadan doğruca doğa yasalarına dayanarak türetmeyi amaçlamıştır. Ama işin burasında, olup biteni doğa yasalarıyla, dolayısıyla "rastlantı" ile açıklaması, söz konusu kimsenin köşeye sıkışmışlığının bir belirtisidir. Çünkü bu durumda zaten rastlantıya inanmasın da ne yapsın?

Ditfurth'un satırları arasında, "ideolojik gereklilik"i ele veren daha başka bölümler bulmak mümkündür. Bir yerde şöyle der: "... Bu karmaşık kimyasal tepkimelerin yeryüzündeki hayatın devamı bakımından vazgeçilmez oluşunu, bilimsel bir yoldan açıklamak istiyorsak, rastlantı kategorisine başvurmaktan başka bir çaremiz var mı ki?" Bir başka paragrafında, "... doğabilimsel anlayışa bağlı kalarak olayı açıklamak zorunda kalan biyolog..."  ifadesini kullanır. Yani tesadüf imkansızdır, ama bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmektense, yine de tesadüfe inanmak gerekir!...
İmkansızı kabul etmenin bir yaratıcıyı kabul etmeye tercih edildiği ortadadır. Evrimciler bu mantıkla, akıl ve mantığın sınırlarını zorlayacak başka kabuller de yaparlar. Evrimin Türkiye'deki önde gelen otoritelerinden Prof. Dr. Ali Demirsoy şöyle yazar:

... Sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin bu özelliği nasıl kazandığıdır. Çünkü tek bir bireyin dahi rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı kadar aşırı olasılıkların bir araya toplanmasını gerektirir... Solunumu sağlayan ve her kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören enzimler, mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Bu enzim dizisini bir hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır. Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle beraber daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak için tüm solunum enzimlerinin bir defada hücre içerisinde ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister istemez kabul etmek zorundayız. Ancak bu enzim dizisinin tümüne rastlantı sonucu sahip olan bir hücre, serbest oksijenli atmosfere uyum yapabilecektir.

Satırlarda ortaya konan mantık yine aynı noktaya işaret eder: Evrimcilerin amacı, "dogmatik bir açıklama ve spekülasyon" diye ifade ettikleri şeyi yapmamak, yani bir Yaratıcı'nın varlığını ne olursa olsun kabul etmemektir. Buna şartlanmış durumdadırlar ve bu yüzden, kesinlikle imkansız olan varsayımları kolaylıkla kabul edebilirler.

Bu imkansız varsayımları mümkün gibi gösterebilmek için de, çeşitli mantık oyunlarına başvururlar. Harvard Üniversitesi öğretim görevlilerinden Profesör George Wald'ın, canlılığı yaratan iradenin "zaman" olduğu yönündeki açıklaması buna iyi bir örnektir:

Önemli nokta şudur; hayatın orijini, en azından bir defa vuku bulan olaylar kategorisine girdiğinden, zaman ondan yanadır. Ancak, biz bu hadiseyi ne kadar ihtimal dışı saysak da, yeterli zaman içinde mutlak manada en azından bir defa meydana gelecektir. Planın kahramanı gerçekte zamandır. Yeterli zaman verilmesiyle "mümkün olmayan" mümkün olur. Mümkün, "muhtemel" olur ve muhtemel de "hemen hemen kesin bir hal" alır. Sadece beklemek yeterlidir. Zamanın bizzat kendisi mucizeleri meydana getirir.

Görüldüğü gibi evrimci bilim adamları, gerçekte teorilerini mucizelerin ellerine teslim etmişlerdir. Açıklanamayan binlerce nokta, bu "evrimsel mucize" kelimesinin altında örtbas edilerek, teorinin yaşatılmasına çalışılır.

Ancak mucize, sözlüklerdeki tanımıyla, "insan aklının ölçülerini aşan, tabiat yasalarının dışına çıkan, düşünce değil de dini inanca dayanan oluştur." Evrimcilerin, evrim sürecinin kendisine "mucizeler" atfetmeleri ise, bu evrim sürecine bilimsel değil, bir tür inançla bağlı olduklarını gösterir. Bir başka deyişle, bir "evrim dini"ne inanmaktadırlar ve bu dine sadık kalabilmek için de her türlü imkansızı onaylamak durumundadırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder