23 Mart 2010 Salı

İLKEL ATMOSFER DENEYLERİ BAŞARISIZ


Buraya kadar anlattıklarımızı kısaca özetlersek, ne amino asitler ne de bunlardan meydana gelen ve canlıların hücrelerini oluşturan proteinler, "ilkel atmosfer" ismi verilen ortamlarda hiçbir şekilde üretilememişlerdir. Dahası, proteinlerin inanılmaz karmaşıklıktaki kimyasal yapıları, sağ-el, sol-el özellikleri, peptid bağlarının oluşmasındaki zorluklar gibi faktörler, proteinlerin gelecekte de bu çeşit deneylerde üretilmelerinin imkansız olduğunu göstermektedir.

Kaldı ki proteinlerin tesadüfi bir şekilde oluştukları bir an için farzedilse bile bu hiçbirşey ifade etmez, zira proteinler tek başlarına hiçbir anlam ifade etmezler. Çünkü proteinler kendilerini çoğaltamazlar. Ancak DNA ve RNA moleküllerinde şifrelenmiş bir protein molekülü için bir seri üretim mümkün olabilir. DNA ve RNA olmadan bir proteinin çoğaltılması imkansızdır. DNA'da şifreli olarak kaydedilmiş 20 ayrı çeşit amino asidin belli bir şekilde sıralanması, vücuttaki herbir proteinin yapısını belirler. Oysa, önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi, DNA ve RNA'nın rastlantılarla meydana gelmesi ihtimal dışıdır.

Hayatın başlangıcını araştıran evrimcilerin karşılaştıkları en önemli sorunlardan biri, işte bütün bu moleküllerin çoğalmak için birbirleriyle yardımlaşıyor olmasıydı. DNA, içinde bilgi bulunan bir kitap gibiydi. Proteinler ise çok önemli işlemler yürütmelerine karşın, DNA'nın üzerinde yazılı bilgi olmadan üretilemiyorlardı. DNA olmadan proteinlerin, proteinler olmadan DNA'nın varolması imkansızdı. Bir protein tesadüfen sentezlenmiş olsa bile —ki böyle bir olayın ne derece imkansız olduğunu açıklamıştık— bu durum, o protein kendisini kopyalayamayacağı için hiçbirşey ifade etmeyecekti.
Dahası bir an için DNA ve RNA'nın da bir şekilde oluştuğunu farzetsek bile, bunların protein sentezlemeleri için ancak hücre gibi son derece kompleks ve özelleşmiş bir ortam gereklidir. Hücrenin de yine, DNA, RNA, proteinlerden oluşmuş organeller, enzimler ve son derece karmaşık işlemler barındıran  bir yapı olduğu düşünülürse olay bir kısır döngüye girmektedir: hücre olmadan DNA protein üretemez, DNA olmazsa protein çoğalamaz, proteinler olmazsa hücre diye birşey söz konusu olamaz...

İşte bu ve benzeri faktörlerin yavaş ve uzun süren bir dönemin sonunda bilim çevreleri tarafından kabullenilmesi sonucunda proteinlerin hayatın başlangıcı olduğuna dair teoriler geçerliliklerini kaybettiler. 1950'li yıllarda ilkel atmosfer deneyleriyle başlayan bu "protein deneyleri" dönemi, böylece birkaç on yıl geçmeden sona erdi. Artık çok az kişi, proteinlerin yeryüzünde kendiliğinden oluşabileceğine ve bu proteinlerin de hayatın başlangıcına kaynaklık edebileceğine inanıyordu.

Proteinlerin elde edilmesindeki imkansızlık, evrimcileri hayatın başlangıcını açıklamaya çalışan yeni teoriler üretmeye itmişti. Bunlardan evrimciler arasında en çok kabul göreni ise "RNA dünyası" modeliydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder